Bel Ağrısından Korunma Yolları

Bel ağrısı günlük yaşamımızı olumsuz etkilemekte ve yaşam standartlarımızı düşürmektedir. Şiddeti kişiden kişiye değişen bel ağrıları hareketlerimizi olumsuz yönde etkiler, yürümeyi ve hatta oturmayı bile zorlaştırır.

Bel ağrısı deyince aklımıza ilk gelen bel fıtığıdır. Ancak bel ağrısının çok çeşitli sebepleri olabilir. Fizik tedavi uzman doktoru tarafından yapılacak detaylı muayene ile mr veya röntgen gibi tetkikler ile ağrının nedeninin belirlemek ve tedavi planlaması için yeterli olmaktadır.

Bel ağrısının çok farklı nedenleri olabilir : ağır bir fiziksel aktivite veya soğukalgınlığı veya mevsim değişikliklerinin yanı sıra duruş bozuklukları, fazla kilo, hareketsizlik bu nedenlerden bazılarıdır. Ancak genetik yatkınlığı olanlar ile sigara tüketenlerde, beli zorlayan spor yapanlarda, kanser hastalarında, menopoz döneminde olanlarda, romatizma ve enfeksiyon hastalarında  bel ağrısına yatkınlık daha fazladır.

Bel Ağrısından Korunmak İçin Neler Yapabiliriz?

  1. Doğru duruş çok önemlidir. Bunu benimsemek ve destekleme için yoga ve pilates gibi sporlar faydalıdır.
  2. Fazla kilolar bele baskı yaptığından ağrıya neden olmaktadır. Bu nedenle kilo alımına dikkat etmek, varsa fazla kilolardan bir an önce kurtulmanız önemlidir.
  3. Ağır yükleri kaldırmaktan kesinlikle kaçınmalıyız.
  4. Yere eğilirken belden değil dizleri kırarak ve çömelerek oturmalıyız.
  5. Ani hareketlerden sakınmalıyız.
  6. Özellikle sırtürtü yatarken yüksek yastık kullanmamalıyız.
  7. Düzenli olarak yapılan yavaş tempolu ve 20 dakikalık yürüyüşler bel sağlığı için çok faydalıdır.
  8. Ayakkabı seçiminde çok yüksek topuklu veya düz tabanlı yerine orta boy topuklu ayakkabı tercih edilmelidir.
  9. Belimizi soğuktan ve ani ısı değişikliklerinden korumalıyız.
  10. Stres, üzüntülü durumlarda ani hareketlerden kaçınmalıyız.

 

Parkinson “SON” Değildir …

Parkinson hastalığı kronik nörolojik bir hastalıktır. Parkinson hastalığı, beyinde bulunan ‘dopamin’ adındaki maddenin eksikliği ile ortaya çıkar. Yaş ilerledikçe beyinde dopamin salgılayan hücrelerin azalması veya hasara uğraması sonucu gelişen hastalık hareket bozukluklarına ve istem dışı hareketlere yol açar.

Parkinson Tanısı Nasıl Konur?

Parkinson hastalığının tanısı klinik bulgularla konulmaktadır. Özellikle yaşı ileri hastalarda vücudun bir tarafında daha ön planda olmak üzere ellere “para sayar” tarzda titreme, hareketlerde yavaşlama, kolların vücut salınımına iştirak etmemesi ve vücuda yapışık olarak yürünmesi, bakışlarda donuklaşma ve yüz mimiklerinde azalma ile birlikte “maske yüz” diye ifade edilebilen yüz hali, küçük adımlarla ve öne eğilerek yürüme bu hastalığın başlangıç safhasında olunabileceğini düşündürmeli ve hastalar bir nöroloji  uzmanına başvurmalıdır.

Parkinson Hastalığı Kimlerde Görülür?

Hastalığın belirtileri 40-70 yaşları arasında, sıklıkla da 60’lı yaşlarda başlar.Tüm Parkinson hastalarının sadece %5’inde hastalık başlangıç yaşı 20 ile 40 yaşları arasındadır. Genç yaş grubundaki bu hastalarda genetik nedenler söz konusu olabilir. Parkinson hastalığı erkeklerde kadınlara oranla biraz daha sık görülür.

Türkiye’de 100 bin civarında parkinson hastası olduğu tahmin edilmektedir. Her yıl yaklaşık 10 bin civarında hastaya teşhis konulmaktadır. Tüm dünyada ise 10 milyon hasta olduğu tahmin edilmektedir.

Parkinson Hastalığının Belirtileri Nelerdir?

  • Titreme
  • Hareketlerde yavaşlama ve zorlanma
  • Kaslarda sertleşme
  • Yavaş yürümek, yürürken ayakları yere sürmek
  • Vücudun öne doğru eğimine şekilde durması
  • Depresyon, sıkıntılı ruh hali
  • Kas ağrıları
  • Konuşma bozukluğu, kısık sesle ve donuk konuşmak
  • Yürürken kolların sallanmaması
  • Terleme, hipotansiyon (tansiyon düşüklüğü)
  • Yutma zorluğu
  • Yazdıkların okunaksız olması, küçük yazılmaya başlanması

Parkinson Hastalarında Fizik Tedavi ve Rehabilitasyonun Amacı

  • Günlük yaşam aktivitelerinde bağımsızlık kazandırmak
  • Yaşam kalitesini ve fonksiyonelliği arttırmak
  • Genel koordinasyonu iyileştirmek

Parkinson Hastalarında Önerilen Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Yöntemleri ve Sonuçları

  • Manuel Terapi ve Mobilizasyon teknikleri ile eklem ve kas sertlikleri azaltılır.
  • Yürüyüş eğitimi ile yürüyüş bozuklukları düzeltilir.
  • Denge ve koordinasyon geliştirilerek hastanın sık düşmesi engellenir, titremeleri azaltılabilir, emniyetli olarak yere düşme ve yerden kalkma öğretilir.
  • Dirençli egzersizlerle kas kuvveti arttırılır, düzgün duruş posturü kazandırılır, ağrılar azaltılır veya giderilir.
  • Solunum egzersizleri  ile solunum derinliği arttırılır, yorgunluk ile mücadele edilir.

Parkinson hastalarında erken başlayan egzersiz programı ile vücudun kas yapısını korumak, eklemlerdeki hareket yeteneğini kaybetmemek ve fiziksel problemlerin başlamasını geciktirmek mümkündür.

UNUTMAYIN..! Kaslarınızdaki gevşeme ve rahatlama fikirlerinizi de olumlu yönde değişmesine ve kendinizi iyi hissetmenize yardım edecektir.

 

Topuk Dikeni – Nedeni ve Tedavi Yöntemleri

Topuk dikeninin oluşma sebebi ayak tabanındaki aşırı zorlanmadır. Ayak tabanındaki tendon dokusunun topuğa yapışma yerinde gerilme, zorlanma nedeniyle zaman içerisinde minik yırtık ve zedelenmeler oluşur. Daha sonra oluşan doku iltihabı ve sertleşmesi, yerini kemikimsi bir yapıya bırakır. Bu da röntgen filminde topuğa batmış bir diken gibi görünür. Ağrı, dokuda meydana gelen zedelenmeden kaynaklanmaktadır.  Aslında, oluşan kireçlenme vücudun zedelenmeye karşı verdiği reaksiyondur. Topuk kemiğinin altında topuk dikeninin oluşması bir anda gerçekleşmez. Aksine aylar süren bir zamana yayılır. Genel olarak topuk dikeni, ayak kas ve bağlarının zorlanması ve topuk kemiğini saran zarın aşınması sonucu ortaya çıkar.Topuk dikenine özellikle, koşma ve sıçrama aktivitelerine büyük zaman ayıran sporcularda sık rastlanır. Topuk dikeni nedenlerini, bu duruma yönelik risk faktörlerini ve risk altında olanları şu şekilde sıralayabiliriz.

  • Orta yaşlı olmak
  • Ayak kemerinin çökmesi
  • Aşil tendon gerginliği
  • Uzun yürüyüşler yapmak
  • Topuk kemiğine, bağlara ve topuk yakınındaki sinirlere fazla baskı yapan yürüme bozuklukları
  • Özellikle sert zeminde koşma ve sıçrama hareketleri
  • Ayağa uymayan, küçük gelen ve ayak kemerini gerektiği gibi desteklemeyen ayakkabılar
  • Fazla kilolu ve obez olmak
  • Yaşlanmayla birlikte esnekliğini kaybeden ayak tabanı zarı ve topuktaki koruyucu yağ yastıkçığının incelenmesi
  • Diyabet
  • Günün büyük bir kısmını tek ayak üzerinde geçirmek
  • Ayak kemerinin çok yüksek ya da düz olması
  • Henüz kaslar hazır olmadığı halde, aniden yoğun bir fiziksel aktiviteye girişmek (özellikle sadece hafta sonu spor yapanlar)

Topuk dikeni koşarken veya yürürken ağrı yapabilir. İltihap, kemiksi çıkıntı oluşacak kadar ilerlemişse topuktaki ağrının nedeni genellikle bu çıkıntı değil ama bu çıkıntının zarar verdiği yumuşak doku zedelenmesidir.Pek çok kişi topuk dikeni ağrısı tarif ederken, özellikle de sabah uyandıklarında ayağa kalkar kalkmaz topuklarına iğne batmış ya da bıçak saplanmış gibi bir acı hissettiklerini söyler. Günün ilerleyen saatlerinde kişilerin hissettiği bu acı künt bir ağrıya dönüşür. Ağrı sert zeminde yürürken merdiven çıkarken ya da ağır bir yük kaldırıldığında kötüleşir. Uzun saatler oturduktan sonra ayağa kalkıldığında keskin acı geri döner. Topuk dikeni ağrısı, kişinin yürümesini ve günlük işlerini sürdürmesini zorlaştıracak kadar kötüleşir.

Topuk Dikeni İçin Tavsiyeler

  1. Topuk dikeni için önerilen egzersizlerin hangileri olduğunu en iyi bir fizyoterapistten veya doktorunuzdan alabilirsiniz.
  2. Sabah henüz yatakta uzanırken yapacağınız esneme hareketleri ayağı ve baldırları gevşeterek güne daha kolay başlamanızı sağlayabilirsiniz.
  3. Topuk dikeni egzersizlerinin gün içerisinde birkaç defa tekrarlanması gerekebilir.
  4. Spor yapıyorsanız, ana hareketlere geçmeden önce ısınma ve spor sonrasında soğuma hareketleri yapmayı ihmal etmeyin.
  5. Eğer koşu egzersizi yapıyorsanız haftada birkaç kez kısa mesafe koşmak, haftada tek sefer uzun bir koşuya çıkmaktan daha iyidir.
  6. Eğer aniden başlayan bir ağrı varsa ağrı geçene kadar ayağınızı dinlendirin. Dinlenme sırasında ayağınıza buz kompresi yapabilirsiniz. Fazla sıkı sarmamak şartıyla elastik bir sargı beziyle ayağınızı destekleyebilirsiniz. Altına bir sandalye ya da yastık koyarak ayağınızı biraz yüksekte tutmanız da işe yarayacaktır.
  7. Ayakkabı alırken ayağınıza uygun, ayak sağlığını gözeten, kaliteli ürünler almaya özen gösterin.
  8. Topuğu desteklemek için ayakkabınızın içine topuk dikeni yastığı denilen koruyuculardan yerleştirebilirsiniz.
  9. Ayakkabı içine ayak kemeri destekliyicisi koyabilirsiniz.
  10. Tabanı sert olan ya da topuklu ayakkabı giymekten kaçının.
  11. Eğer fazla kilolarınız varsa kilo vermek ayak sorunlarını çözmenizi ve sorunların tekrarlanmamasını sağlayabilir.
  12. Doktorunuzun verdiği iltihap giderici ilaçlar da iyileşmeyi hızlandırabilir.
  13. Topuk dikeni tedavisi için fizik tedavi programının yanında son yıllarda ESWT (şok dalgası tedavisi) veya PRP gibi zedelenen dokuları yenileyip iyileştirmeyi hedefleyen tedavi yöntemleri öne çıkmaktadır. Merkezimizde fizik tedavi uzman doktorumuzun belirleyeceği program çerçevesinde tüm tedavi yöntemleri uygulanmaktadır.

Lenfödem Nedir? Nasıl Tedavi Edilir?

Cilt yüzeyine yakın pek çok kılcal kan damarları deri altına sürekli su ve protein sızdırır. Bu sıvının cilt altında toplanması lenf kanallarının görevidir. Ödem dokularda, hücreler arasında bulunan sıvıdaki artış nedeniyle ortaya çıkan şişliktir.

Lenf sistemi, derialtındaki doku sıvısı ve içindeki maddelerin toplardamarlardaki kan dolaşımına transportunu sağlar. Lenf sıvısının hareketi kan dolaşımına göre oldukça yavaştır. Bu hareketi kasların basıncı ve solunum sistemi sağlar. Vücudun herhangi bir bölgesinde, özellikle kol ve bacaklarda biriken sıvı miktarı, lenf sisteminin taşıma kapasitesinden daha büyükse lenfödem oluşur. Lenf sistemi düzgün bir şekilde çalışmıyorsa dokular içinde sıvı birikir.

Lenfödem cerrahi girişimler, travmalar, enfeksiyonlar, tümörler veya kanser tedavisi gören hastalarda uygulanan radyoterapi sonrası lenf yollarının tıkanması veya kesintisini takiben etkilenen kol veya bacakta ortaya çıkar. Lenfödem neden olan olaydan aylar, bazen yıllar sonra ortaya çıkabilir. Kilo alma, hareketsizlik, ağır taşıma, yolculuklar, sıkı giysiler, böcek ısırmaları, kesik, yanık ve enfeksiyonlar lenfödemi tetikleyebilir. Lenfödemde etkilenen kol veya bacakta dolgunluk hissi, deride gerginlik, etkilenen kolda el ve parmak, veya etkilenen bacakta ayak ve parmak hareketlerinin kısıtlanması, acıma ve rahatsızlık hissi, tekrar eden enfeksiyonlar, derinin kalınlaşması veya sertleşmesi, giysi, ayakkabı ve yüzüklerin dar gelmesi gibi belirtiler vardır.

Lenfödem tedavisinin amacı lenf sıvısının akışını sağlamak ve ödem oluşan bölgenin uzun süreli kontrolünü sağlamaktır. Lenfödem tedavisi, konusunda uzmanlık belgesi bulunan Uzman Doktor ve ekibi tarafından yürütülen en az 21 günlük fizik tedavi ve rehabilitasyon programından oluşmaktadır. Bu rehabilitasyon programı bandajlama, kompresyon çorapları kullanımı, manuel lenf drenajı, pnömotik jobs cihazıyla aralıklı basınç uygulayarak lenf dolaşımının hızlandırılması, pompalama, germe ve solunum egzersizlerinden oluşmaktadır. Manuel lenf drenajı, lenf sisteminin elle uyarılması ile bloke olmuş lenf sıvısının serbest akışının sağlanması tekniğidir. Elle uygulanan bu özel masaj ile derinin tam altındaki yüzeysel lenf damarlarına hafif basınç uygulanarak lenf sıvısının ödemli bölgeden alınarak vücudun diğer bölgelerine akışı sağlanmaktadır. Manuel lenf drenajı ile üst merkezlere doğru hareketlendirilen ödemin geri dönmesini engellemek ve lenf damarları tarafından emilimini artırmak için bandajlama ile kompresyon uygulaması yapılır. Kompresyon tedavisi dışarıdan lenfödemli alana basınç sağlamak amacı ile iki şekilde uygulanır.Lenfödem tedavisi sırasında kullanılan kompresyon bandajları ve kompresyon giysilerinin özelliği kas aktivitesi sırasında yüksek basınç ve kas istirahati sırasında düşük basınç uygulaması ile lenf sıvısının etkilenmiş uzuvda tekrar birikmesini önlemesidir. Kompresyon (Bası) Çorapları ise tedavi bitiminde takip sürecinde giyilmesi gereken materyallerdir ve kişiye özel şiş bölgenin ölçüsü alınarak yapılmalıdır. Özellikle manuel lenf drenajı ve bandajlama uzmanlık gerektiren uygulamalardır. Doğru uygulanan fizik tedavi ve rehabilitasyon programı lenfödemin tedavinin olumlu sonuçlanmasında, önlenmesi ve kontrol altına alınmasında oldukça etkilidir. Tedavi öncesinde ve sonrasında ödemli bölgenin ölçümünün alınarak tedavinin sonuçları değerlendirilmelidir.

Çağın Hastalığı:Obezite

Beslenme; anne karnında başlayıp yaşam sona erinceye kadar süren vazgeçilmez bir ihtiyaçtır. Kişilerin büyümesi, gelişmesi, sağlıklı yaşlanması için vücudun ihtiyacı olan gerekli besinler yeterli miktarlarda ve dengeli bir şekilde tüketilmelidir. Elbette kişilerin yaşına, cinsiyetine, genetik ve fizyolojik özelliklerine göre beslenme ihtiyaçları farklıdır Ancak önemli olan alınan gıda ile harcanan enerjinin denge içinde olmasıdır.

Alınan gıdanın harcanan enerjiden fazla olması durumunda kişiler kilo almaya ve yağlanmaya başlar. Yağlanmayı engellemek ve hemen en başında tedbir almak aslında çok önemlidir çünkü fazla kilolar biriktikçe verilmesi daha da zorlaşır. Ayrıca fazla kilo ile yağlanmanın neden olabileceği farklı sağlık sorunları oluşabilir.

Kilo vermek için yapılan diyetlerde profesyonel bir diyetisyen tarafından hazırlanacak diyet listesi uygulanmalıdır çünkü diyetisyen, yapacağı ölçümler neticesinde kişinin metabolizma hızına, yaşına, cinsiyetine, günlük faaliyetlerine ve buna benzer kriterlere uygun olarak kişiye özel bir beslenme programı hazırlar. Dolayısıyla kişilerin kilo kontrolünün daha bilimsel ve sağlıklı olması sağlanır.

Günümüzde hem gelişmiş ülkelerde hem de gelişmekte olan ülkelerde en önemli sağlık sorunlarından biri obezite olarak düşünülmektedir. Dünya Sağlık Örgütü tarafından oluşturulan ve obezite tespiti ve ölçümü olarak kullanılan vücut kitle endeksi, kişinin vücut ağırlığının (kilogram), boy uzunluğunun (metre cinsinden) karesine bölünmesiyle elde edilir. Buna göre vücut kitle endeksi 30 ve üzerinde olan kişiler obez olarak nitelendirilmektedir. Ancak bu konuda son yıllarda yapılan araştırmalar sonucunda tek başında vücut kitle endeksi hesaplama işleminin yeterli olmadığı, ayrıca vücutta bulunan toplam yağ miktarı ile birlikte yağın vücutta bulunduğu bölgenin tespiti ve dağılımı da önem kazanmıştır.

Kişiyi gerçekçi bir vücut ağırlığına indirmek ve yeterli ve dengeli beslenme alışkanlıklarını kazandırmak için tıbbi beslenme (diyet) tedavisi, egzersiz tedavisi, davranış değişikliği tedavisi, medikal (farmakolojik) tedavi ve cerrahi tedavi uygulanmalıdır.

Search

+
Görüşmeyi Başlat
1
DU-ÇE
DU-ÇE